“Bir gün ikindi vaktinden sonra (Resulullah’ın -s.a.a-) kabri ve minberi arasındaki ravzada oturmuş, Allah Teâlâ’nın efendimiz Muhammed’e (s.a.a) mahsus kıldığı şerefi ve faziletleri; ona bağışladığı, verdiği, onurlandırdığı ve hediye ettiği şeyleri düşünüyordum. Bunlar, ümmetin genelinin bilmediği ve bihaber kaldığı (Resulullah’ın -s.a.a-) fazileti, makamının yüceliği ve mertebesinin üstünlükleridir. Ben bu hâldeyken İbn Ebi’l-Avcâ[3] çıkageldi ve sözlerini işitebileceğim bir yere oturdu. Yerine geçince ashabından biri geldi ve yanına oturdu. Bu sırada İbn Ebi’l-Avcâ konuşmaya başladı ve şöyle dedi:
Şüphesiz bu kabirdeki (Resulullah -s.a.a-) kemaliyle izzete ulaştı, hasletleriyle şeref ve saygınlık kazandı, her hâliyle makam ve mevki elde etti. Arkadaşı ona şöyle dedi:
O, yüce mertebe ve büyük makam iddiasında bulunan bir filozoftu ve bunu ispatlamak için mucizeler getirdi de böylece akıllara galip geldi, fikirler saptı, akıllar onları derk etmek için düşünce denizlerine daldılar da çaresiz ve ümitsiz geri döndüler. Akıllılar, fasihler ve hatipler onun davetini kabul edince, insanlar grup grup onun dinine girdiler. Kendi ismini Allah’ın adına yaklaştırdı ve camilerde, davetinin ulaştığı, sözünün yüceldiği, delilinin zahir olduğu her yerde; karada ve denizde, dağda ve çölde, her gece ve gündüz ezan ve kametlerde beş defa tekrarlanarak okunmaya başlandı ki her zaman hatırlansın ve nübüvveti unutulmasın. İbn Ebi’l-Avcâ şöyle dedi:
Muhammed’i (s.a.a) anmayı bırak! Aklım onun hakkında hayrete düşmüş ve fikrim işinde şaşakalmıştır. Üzerinde konuşmak için geldiğimiz konu hakkında sohbet et. Sonra başlangıçta bazı şeyleri zikrederek; bunlarda herhangi bir düzenin ve takdirin, yaratıcı ve yöneticinin olmadığını, varlıkların kendiliğinden ve müdebbirsiz oluştuğunu, dünyanın hep böyle olduğunu ve böyle olacağını zannetti. Mufaddal şöyle diyor:
Nefsimin öfke, hışım ve sinirine hâkim olamadım ve dedim ki:
Ey Allah’ın düşmanı! Allah’ın dinine kâfir oldun. Seni en güzel şekilde yaratan, en kâmil surette şekillendiren ve bu hâle gelene kadar seni muhtelif durumlardan geçiren yüce Rabbini inkâr ettin. Eğer kendi nefsinde düşünürsen ve hissinin inceliği seni doğrularsa; şüphesiz Allah’ın delillerini, kendindeki eserlerini, yaradılışındaki nişanelerinin açıklığını ve kanıtlarının sende aşikâr olduğunu görürsün.
İbn Ebi’l-Avcâ şöyle dedi:
Ey filan! Eğer sen kelâm ilmi ehliysen, seninle bu ilim üzere konuşuruz. Eğer senin delilin sabitse ve doğruysa biz sana tabi oluruz. Eğer onlardan biri değilsen, seninle konuşulacak bir söz de yoktur. Yok, eğer Cafer b. Muhammed es-Sadık’ın (a.s) ashabından biriysen, o bizimle böyle konuşmaz ve senin getirdiğin delillere benzer delillerle tartışmaz. Senin işittiğinden daha fazlasını bizden işitmesine rağmen, sohbet esnasında çirkin söz söylememiş ve cevabımızda aşırıya gitmemiştir. Şüphesiz o, halim, vakarlı, akıllı ve metanetlidir. Cahillik, yanılgı ve öfke hâletindeki hafiflik onu etkisi altına alamaz. Sözlerimizi dinler, bize yönelir ve delilimizi anlayana kadar araştırır. Biz ise elimizde olan her şeyi ortaya koyup onu ikna ettiğimizi sanınca, delilimizi basit sözlerle ve kısa bir konuşmayla batıl ederek, delilini kabullenmeye mecbur bırakır. Mazerete yer bırakmaz ve cevabını vermeye gücümüz yetmez. Eğer sen onun ashabından biriysen, bizimle onun gibi konuş.”[4]
Sabır ve Tahammül
Münazara esnasında tarafların uyması ve sahip olmaları gereken ahlak kurallarından bir diğeri, sabır ve tahammül göstermektir. Kimi zaman münazaranın bir tarafı, algılayamama veya bilgisizlik dolayısıyla yersiz sözler söyleyebilir. Bazen de mugalata ve yanıltmacadan faydalanarak karşı tarafı sinirlendirmek isteyebilir. Bu gibi durumlarda münazaranın olumlu neticeye ulaşması için sabırlı olmak ve tahammül göstermek gerekir. Ayrıca münazaranın yapıcı sonuca ulaşması ve kötü etki bırakmaması da münazara esnasında her an sabırlı ve tahammüllü olmaya bağlıdır.
İmam Cafer Sadık’ın (a.s) yârenlerinden biri olan Tayyâr şöyle diyor:
Ebû Abdullah’a (İmam Cafer Sadık’a) şöyle arz ettim: “İnsanlarla münazara ederek tartışmamızdan ve husumetten hoşlanmadığınızı öğrendim!