Anasayfa Dersler Ahlak Dersleri 1 | Abbas Akyüz 24. Ders: İhlasın Hakikati ve Dereceleri

24. Ders: İhlasın Hakikati ve Dereceleri

Giriş ve İhlasın Mahiyeti

Bu derste ihlasın hakikati, dereceleri ve insanın niyet dünyasındaki ince tezahürleri ele alınmaktadır. İhlasın yalnızca ameli Allah rızası için yapmak olmadığı; insanın teşekkür, takdir, saygı ve karşılık görme gibi gizli beklentilerden de arınmasını gerektiren yüksek bir manevi makam olduğu vurgulanmaktadır.

Kutsî Hadis: Hz. Peygamber’in (s.a.a.) Cebrail vasıtasıyla Allah Teâlâ’dan naklettiği kutsî hadiste şöyle buyrulmaktadır: “İhlas benim sırlarımdan bir sırdır; onu kullarımdan sevdiğimin kalbine yerleştiririm ve emanet olarak bırakırım.”

İhlas Kavramı: İhlas; bir ameli, ibadeti veya iyiliği riya, şahsi menfaat, övgü ve karşılık beklentisinden arındırarak yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla gerçekleştirmektir. İhlaslı insan için amelin gerçek değeri, insanların onu görmesi veya takdir etmesiyle değil, Allah katındaki kabulüyle ölçülür.

Neden “Sır” Olarak Nitelendirilmiştir?: İhlas, yüksek bir manevi kapasite ve derin bir nefis terbiyesi gerektirdiği için ilahi bir “sır” olarak nitelendirilmiştir. Allah Teâlâ kullarından nimetini esirgemez; ancak ihlasın hakikatini taşıyabilmek, insanın benlikten ve gizli nefsani beklentilerden önemli ölçüde arınmasını gerektirir.

 

1. İhlasın Dereceleri: Anne Babaya Bakım Örneği

İnsanların gerçekleştirdikleri hizmet ve ibadetler dışarıdan aynı görünse de bu amellerin arkasındaki niyetler birbirinden çok farklı olabilir. Bu nedenle ihlasın da farklı derece ve mertebeleri bulunmaktadır.

Birinci Derece – Vefa ve Teşekkür Niyeti: İnsan, “Bunlar benim anne babamdır; beni büyüttüler, benim için zahmet çektiler. Şimdi onlar bana muhtaç olduğuna göre ben de onlara hizmet etmeliyim.” düşüncesiyle anne babasına bakabilir. Bu, güzel ve değerli bir niyettir. Ancak burada yapılan hizmetin temelinde anne babanın geçmişte yaptığı iyiliklere karşılık verme ve vefa gösterme düşüncesi de bulunmaktadır.

İkinci Derece – Evrensel Kulluk Bilinci: Daha yüksek bir mertebede insan, “Bunlar Allah’ın kullarıdır ve bakıma muhtaçtırlar. Anne babam olmasalar dahi muhtaç bir insana yardım etmek benim insanî ve dinî sorumluluğumdur.” düşüncesiyle hareket eder. Bu yaklaşım, şahsi bağların ötesine geçerek kulluk ve Allah rızası merkezli daha kapsamlı bir niyete ulaşmayı ifade eder.

Karşılık Görmeden İyiliği Sürdürmek: Yapılan iyilik karşılığında teşekkür edilmek, dua almak veya takdir görmek insanı doğal olarak memnun edebilir. Ancak ihlasın daha yüksek derecesi, insanın hiçbir karşılık görmediğinde, hatta yaptığı fedakârlıklara rağmen eleştirildiğinde dahi amelini aksatmadan sürdürebilmesidir.

Örneğin yaşlı anne veya babasına hizmet eden bir evlat, hazırladığı yemeğin beğenilmemesi, sürekli eleştirilmesi veya teşekkür görmemesi karşısında nefsine yenik düşmeden hizmetini sürdürebiliyorsa ihlasın ileri bir mertebesine yaklaşmaktadır. Buradaki temel bilinç şudur: “Ben bu hizmeti insanların takdiri için değil, Allah’ın rızası için yapıyorum. İnsanlar karşılığını vermese bile Allah yaptığımı bilmektedir.”

 

2. Âlimlerin ve Ariflerin İhlas Muhasebesi

İhlas, yalnızca açıkça gösteriş yapmaktan kaçınmak değildir. Bazen insanın kalbinin derinliklerinde bulunan çok küçük bir takdir, saygı veya ayrıcalık beklentisi dahi niyetin safiyetini etkileyebilir. Büyük âlim ve ariflerin hayatlarında görülen hassasiyet, bu ince manevi muhasebenin önemini ortaya koymaktadır.

Ayetullah Cevâdî Âmulî’nin İhlas İmtihanı: Derste aktarılan örneğe göre Ayetullah Cevâdî Âmulî, Meşhed’de Ramazan ayında derslerini yalnızca Allah rızası için gerçekleştirmeye niyet eder. Bir gün dersini erken bitirdikten sonra kalabalık içerisinde öğrencilerin kendisine öncelik tanımaması karşısında iç dünyasında bir rahatsızlık oluştuğunu fark eder.

Bu küçük beklentinin dahi niyetindeki safiyeti etkileyebileceğini fark ederek kendisini sorgular ve tövbe eder. Durumu anlattığı büyük bir arif ise ona, bu eksikliğini fark ettirdiği için Allah’a ve İmam Rıza’ya (a.s.) şükretmesi gerektiğini söyler. Çünkü insanın kalbindeki gizli beklentileri fark edebilmesi, manevi gelişim açısından ilahi bir fırsattır.

 

3. Hz. Ali’nin (a.s.) İhlası ve Nefsi Öfkeden Arınmak

Hendek Savaşı Örneği: İhlasın en dikkat çekici örneklerinden biri olarak Hz. Ali’nin (a.s.) Hendek Savaşı’nda Amr bin Abdüved ile mücadelesi aktarılmaktadır. Rivayete göre Hz. Ali (a.s.) rakibini yere serdikten sonra Amr onun yüzüne tükürmüş, bunun üzerine Hz. Ali (a.s.) bir süre bekledikten sonra mücadeleyi tamamlamıştır.

Niyetin Saflığını Korumak: Bu davranışın sebebi sorulduğunda Hz. Ali’nin (a.s.), yüzüne tükürülmesinin ardından nefsani bir öfkenin ortaya çıktığını ve o anda harekete geçmesi hâlinde ameline kişisel intikam duygusunun karışmasından endişe ettiğini ifade ettiği nakledilmektedir. Öfkesi yatıştıktan ve niyeti yeniden yalnızca Allah rızasına yöneldikten sonra hareket etmiştir.

Bu örnek, ihlasın yalnızca yapılan işin doğru olmasıyla sınırlı olmadığını; o işi hangi niyetle yaptığımızın da belirleyici olduğunu göstermektedir. İhlasın ileri mertebesinde insan, en zor şartlarda dahi nefsini gözetim altında tutar ve yaptığı amele kişisel öfke, çıkar, takdir veya intikam duygusunun karışmaması için çaba gösterir.