Anasayfa Dersler Ahlak Dersleri 1 | Abbas Akyüz 25. Ders: İlmin Hakikati, Niyet ve İhlas

25. Ders: İlmin Hakikati, Niyet ve İhlas

Giriş ve Kutsî Hadisler Bağlamında Niyet

Bu derste, insanın yaptığı amellerin Allah katındaki değerini belirleyen en temel ölçülerden biri olan niyet üzerinde durulmaktadır. İbadetin veya iyiliğin dışarıdan ne kadar büyük göründüğünden ziyade, hangi amaç ve niyetle gerçekleştirildiğinin belirleyici olduğu vurgulanmaktadır. Şehitlik, ilim öğrenmek, Kur’an okumak ve insanlara hizmet etmek gibi son derece değerli ameller dahi riya, şöhret veya dünyevi menfaat amacıyla yapıldığında manevi değerini kaybedebilir.

Kutsî Hadis Kavramı: Kur’an-ı Kerim ayetleri dışında, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) Allah Teâlâ’dan naklettiği ve vahiy kaynaklı kabul edilen rivayetlere “kutsî hadis” denilmektedir. Kutsî hadisler Kur’an ayeti olmamakla birlikte Allah’a nispet edilen anlam ve mesajları ihtiva etmektedir.

Niyetin Belirleyiciliği: Amellerin Allah katındaki değeri yalnızca dış görünüşlerine göre belirlenmez. Amelin arkasındaki niyet ve insanın gerçek amacı büyük önem taşır. Bu nedenle insan yalnızca iyi işler yapmakla yetinmemeli, o iyiliği neden yaptığını da sürekli sorgulamalıdır. Niyetin riya, şöhret ve menfaatle bozulması, görünüşte çok büyük olan bir amelin manevi karşılığını ortadan kaldırabilir.

 

1. Kıyamet Günü İlk Hesaba Çekilenler ve Niyet Yanılgısı

Hz. Peygamber’den (s.a.a.) nakledilen çarpıcı bir rivayette, kıyamet günü hesaba çekilen bazı kimselerin dünyada görünüş itibarıyla son derece büyük ameller gerçekleştirdikleri hâlde, niyetlerindeki bozukluk sebebiyle ağır bir sonuçla karşılaşacakları anlatılmaktadır. Bu rivayet, amelin büyüklüğü ile niyetin doğruluğunun birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini göstermektedir.

Şehitlik ve Kahramanlık Beklentisi: Rivayette Allah yolunda savaştığını ve bu uğurda hayatını kaybettiğini söyleyen bir kişinin hesaba çekileceği anlatılır. Ancak ona, gerçek amacının yalnızca Allah rızası olmadığı; insanlar tarafından “cesur” ve “kahraman” olarak anılmayı istediği ve dünyada da bu karşılığı aldığı bildirilir. Böylece görünüşte en yüce amellerden biri olan şehitlik dahi niyet saf olmadığı takdirde gerçek değerine ulaşamamaktadır.

Âlim ve Kur’an Okuyucusunun İmtihanı: Rivayette ilim öğrenen, insanlara öğreten ve Kur’an okuyan kişinin durumu da benzer şekilde anlatılmaktadır. Kişi bütün bunları Allah rızası için yaptığını söylese de gerçekte insanlar tarafından “âlim” ve “kâri” olarak tanınmak, saygı görmek ve toplumda itibar kazanmak amacıyla hareket etmişse, yaptığı amelin manevi karşılığından mahrum kalmaktadır.

Bu örnekler, insanın yalnızca “Ne yaptım?” sorusunu değil, bundan daha derin olan “Bunu niçin yaptım?” sorusunu da kendisine yöneltmesi gerektiğini göstermektedir. Niyetin gerçek mahiyeti çoğu zaman insanın kalbinin derinliklerinde gizlidir ve ciddi bir nefis muhasebesi gerektirir.

 

2. İlmin Değeri ve Tehlikesi: Zirve ve Uçurum Benzetmesi

Yüksek Değer, Büyük Sorumluluk: İlim, insanı Allah’a yaklaştırabilecek ve topluma yol gösterebilecek en değerli nimetlerden biridir. Ancak sahip olduğu yüksek değer sebebiyle aynı zamanda büyük bir sorumluluk taşır. Yüksek bir dağın zirvesine ulaşmak ne kadar değerliyse, o zirveden düşmenin tehlikesi de o derece büyüktür. İlim de insanı yüksek manevi derecelere ulaştırabileceği gibi yanlış niyetle kullanıldığında ciddi bir manevi düşüşün sebebi olabilir.

Niyetin Muhafazası: İlim yolculuğunun başında güzel bir niyete sahip olmak tek başına yeterli değildir. İnsan, eğitim ve öğretim hayatının bütün aşamalarında niyetini yeniden gözden geçirmelidir. Zaman içerisinde makam, şöhret, insanların takdiri, unvan veya maddi kazanç gibi unsurlar başlangıçtaki samimi niyetin önüne geçebilir. Bu nedenle niyetin korunması, ilim öğrenmek kadar sürekli bir çaba ve manevi dikkat gerektirir.

 

3. Dünyevi Amaçlarla Öğrenilen İlmin Akıbeti

Cennetin Kokusundan Mahrum Kalmak: Hz. Peygamber’den (s.a.a.) nakledilen rivayetlerde, Allah rızasını kazanmak amacıyla öğrenilmesi gereken dinî ilimleri yalnızca dünyevi makam, şöhret veya menfaat elde etmek için öğrenmenin ağır manevi sonuçlarına dikkat çekilmektedir. Bu ifadeler, ilmin dünyevi çıkarların aracı hâline getirilmesinin ne kadar büyük bir tehlike olduğunu göstermektedir.

İlmin Ticarete Dönüşmesi: Tefsir, fıkıh, ahlak ve diğer dinî ilimlerde temel amaç hakikati öğrenmek, Allah’ın rızasına ulaşmak ve insanlara faydalı olmaktır. İlim; insanların takdirini kazanmak, makam elde etmek veya yalnızca maddi kazanç sağlamak için kullanıldığında asıl gayesinden uzaklaşır. Buradaki temel mesele insanın emeğinin karşılığını alması değil, maddi menfaatin ilim yolculuğunun asıl hedefi hâline gelmesidir.

 

4. Meslek Hayatında Niyet: Doktorluk, Mühendislik ve Diğer İlimler

İhlas Sadece Dinî İlimlere Özgü Değildir: Doğru niyet yalnızca tefsir, fıkıh veya ahlak gibi dinî ilimlerle uğraşanlardan beklenen bir özellik değildir. Tıp, mühendislik ve diğer meslek alanlarında çalışan insan da mesleğini topluma faydalı olmak, insanların ihtiyaçlarını karşılamak ve Allah’ın rızasını gözetmek gibi daha yüksek amaçlarla yerine getirebilir.

Meslek Ahlakı ve Sorumluluk: Bir doktorun, mühendisin veya başka bir uzmanın tek ölçüsü maddi kazanç olduğunda meslek ahlakı zarar görebilir. Özellikle insan hayatını ve toplumun güvenliğini doğrudan etkileyen mesleklerde, kişisel kazancı insanın faydasının önüne geçirmek ciddi bir ahlaki sorumluluk doğurur. Bu nedenle meslek, yalnızca geçim kaynağı değil, aynı zamanda insana ve topluma hizmet vesilesi olarak görülmelidir.

 

5. Para Bir Araçtır, Hayatın Hedefi Değildir

Geçim ile Hayatın Gayesini Ayırmak: Para, insanın dünyadaki hayatını sürdürebilmesi için gerekli bir araçtır. İnsanın geçimini sağlaması, ailesinin ihtiyaçlarını karşılaması ve emeğinin karşılığını alması doğal ve gereklidir. Ancak gerekli olması, paranın hayatın nihai amacı olduğu anlamına gelmez.

Araç ile Amaç Arasındaki Denge: İnsan nasıl yaşamak için nefes almak zorunda olduğu hâlde hayatının amacını “nefes almak” olarak tanımlamıyorsa, para kazanmayı da hayatının veya ilim öğrenmenin nihai hedefi hâline getirmemelidir. Para bir araç, ilim ise insanı hakikate, kemale ve topluma hizmete ulaştırabilecek büyük bir emanettir.

Bu nedenle insan, gerek ibadetlerinde gerek ilim yolculuğunda gerekse meslek hayatında zaman zaman kendisine şu soruyu yöneltmelidir: “Ben bunu gerçekten ne için yapıyorum?” İhlasın korunması, insanın niyetini sürekli gözden geçirmesi ve dünyevi araçların asıl hedefin önüne geçmesine izin vermemesiyle mümkündür.