Bu derste, İslam’ın evrensel davetinin Arap Yarımadası dışına taşınması, Mute Savaşı, Hudeybiye Antlaşması’nın stratejik sonuçları, Mekke’nin fethi ve Huneyn Savaşı ele alınmaktadır. Ferman Kızmaz hocamız; Hz. Peygamber’in (s.a.a.) farklı hükümdarlara gönderdiği davet mektuplarının ardından Bizans nüfuz alanında yaşanan gelişmeleri, Mute’de üç bin kişilik İslam ordusunun kendisinden çok daha kalabalık bir kuvvetle karşılaşmasını, Hudeybiye’nin Mekke’nin fethine hazırladığı zemini ve fetih sonrasında ilan edilen genel affı incelemektedir. Ayrıca Huneyn’de Müslümanların sayı çokluğuna güvenmelerinin yol açtığı ilk sarsıntı ve ardından ordunun yeniden toparlanarak kazandığı zafer üzerinde durulmaktadır.
1- İslam'ın Evrensel Daveti ve Mute Savaşı'na Giden Süreç
Davet Mektuplarından Siyasi Temaslara: Hz. Peygamber (s.a.a.), İslam’ın evrensel mesajını Arap Yarımadası’nın dışına ulaştırmak amacıyla dönemin hükümdar ve yöneticilerine elçiler göndermişti. Bu girişimler yalnızca dinî bir davet değil, aynı zamanda Medine’de ortaya çıkan yeni siyasi yapının çevre devletlerle doğrudan temas kurmaya başlaması anlamına geliyordu.
Elçi Hâris b. Umeyr'in Öldürülmesi: Siyer kaynaklarında Hz. Peygamber’in (s.a.a.) Busra yöneticisine gönderdiği elçi Hâris b. Umeyr’in, Bizans’a bağlı Gassânî yöneticilerinden Şurahbil b. Amr tarafından öldürüldüğü aktarılmaktadır. Elçilerin dokunulmazlığının dönemin siyasi teamüllerinde de önemli olması nedeniyle bu hadise Medine açısından ciddi bir saldırı olarak değerlendirildi.
Mute Seferinin Başlaması: Bunun üzerine hicretin 8. yılında Hz. Peygamber (s.a.a.) yaklaşık üç bin kişilik bir ordu hazırlayarak Şam bölgesine gönderdi. Ordunun ilk komutanı Zeyd b. Hârise olarak belirlendi. Hz. Peygamber (s.a.a.), Zeyd’in şehit olması durumunda Cafer b. Ebû Tâlib’in, onun da şehit olması hâlinde Abdullah b. Revâha’nın komutayı üstlenmesini emretti.
2- Mute Savaşı ve Üç Komutanın Şehadeti
Sayısal Üstünlük Karşısında Müslümanlar: İslam ordusu Mute bölgesine ulaştığında Bizans ve müttefiki Arap kabilelerinden oluşan kendilerinden çok daha kalabalık bir kuvvetle karşılaştı. Klasik kaynaklarda karşı ordunun sayısı hakkında oldukça yüksek rakamlar verilmekle birlikte, bu sayıların kesinliği tartışmalıdır. Kesin olan, üç bin kişilik Müslüman ordusunun sayısal bakımdan kendisinden çok daha güçlü bir kuvvetle karşı karşıya kalmış olmasıdır.
Zeyd b. Hârise'nin Şehadeti: Savaş başladığında sancağı taşıyan Zeyd b. Hârise çarpışmalar sırasında şehit oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber’in (s.a.a.) önceden belirlediği şekilde komutayı Cafer b. Ebû Tâlib üstlendi.
Cafer b. Ebû Tâlib'in Şehadeti: Hz. Ali’nin (a.s.) kardeşi Cafer b. Ebû Tâlib büyük bir mücadele ortaya koydu. Rivayetlerde sancağı bırakmamak için gösterdiği olağanüstü gayret ve iki kolunu kaybettikten sonra şehit olması özellikle zikredilmektedir. İslam geleneğinde kendisine bu fedakârlığından dolayı “Cafer-i Tayyâr” denilmiş ve Allah’ın ona cennette iki kanat ihsan ettiği aktarılmıştır.
Abdullah b. Revâha'nın Şehadeti: Cafer’in ardından komutayı Abdullah b. Revâha üstlendi. O da savaşın devamında şehit olunca Hz. Peygamber’in (s.a.a.) önceden tayin ettiği üç komutan da hayatını kaybetmiş oldu.
Ordunun Medine'ye Dönüşü: Komutanların şehadetinden sonra Hâlid b. Velîd komutayı üstlendi. Müslümanların ağır kayıp vermesini önleyecek şekilde birlikleri düzenleyerek ordunun savaş alanından çekilmesini ve Medine’ye dönmesini sağladı. Böylece çok daha kalabalık bir kuvvet karşısında İslam ordusunun tamamen imha edilmesi önlenmiş oldu.
3- Hudeybiye Antlaşması'nın Stratejik Sonuçları
Görünüşte Taviz, Gerçekte Büyük Bir Kazanım: Hudeybiye Antlaşması hicretin 6. yılında, Müslümanların umre yapmak amacıyla Mekke’ye doğru hareket etmelerinin ardından imzalanmıştı. Antlaşmanın bazı hükümleri ilk bakışta Müslümanların aleyhine görünmüş ve sahabenin bir kısmında rahatsızlık meydana getirmişti. Ancak sonraki gelişmeler Hudeybiye’nin İslam’ın yayılması açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu gösterdi.
On Yıllık Ateşkes: Antlaşmayla taraflar arasında on yıllık bir ateşkes öngörüldü. Böylece Kureyş ile sürekli savaş hâli geçici olarak sona erdi ve Müslümanlar daha güvenli bir ortamda farklı kabilelerle ilişki kurma imkânı elde etti. Kabilelerin istedikleri tarafla ittifak yapabilmeleri de Arap Yarımadası’ndaki siyasi dengeleri önemli ölçüde değiştirdi.
İslam'ın Yayılmasına Açılan Alan: Savaş ortamının hafiflemesi, insanların Müslümanlarla daha serbest biçimde görüşmesine ve İslam’ı doğrudan tanımasına imkân verdi. Bu süreçte İslam’a katılanların sayısı hızla arttı ve Medine’nin siyasi gücü daha geniş bir coğrafyada hissedilmeye başladı.
4- Hudeybiye Antlaşması'nın Bozulması ve Mekke'nin Fethi
Benî Bekir ile Huzâa Arasındaki Çatışma: Hudeybiye Antlaşması uyarınca Benî Bekir Kureyş’in, Huzâa ise Hz. Peygamber’in (s.a.a.) tarafında yer almıştı. Benî Bekir’in Huzâa’ya saldırması ve Kureyş’ten bazı kişilerin bu saldırıya destek vermesi, antlaşmanın ihlali olarak değerlendirildi. Huzâa mensupları Medine’ye gelerek Hz. Peygamber’den (s.a.a.) yardım istediler.
Mekke'ye Yürüyüş: Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.a.) yaklaşık on bin kişilik büyük bir ordu hazırladı. Hazırlıkların mümkün olduğunca gizli tutulması sayesinde Kureyş geniş çaplı bir savaş hazırlığı yapamadı. İslam ordusu Mekke yakınlarına ulaştığında Müslümanların sahip olduğu güç açık biçimde ortaya çıktı.
Kan Dökülmesini Önleme Çabası: Hz. Peygamber’in (s.a.a.) temel hedefi Mekke’yi büyük bir çatışmaya dönüştürmeden teslim almaktı. İnsanların evlerinde kalmaları veya ilan edilen güvenli alanlara sığınmaları hâlinde emniyette olacakları bildirildi. Şehrin büyük bölümünde ciddi bir direniş yaşanmadı ve Mekke çok az çatışmayla Müslümanların hâkimiyetine geçti.
5- Kâbe'nin Putlardan Temizlenmesi ve Genel Af
Tevhidin Merkezinin Yeniden İnşası: Mekke’nin fethinden sonra Hz. Peygamber (s.a.a.) Mescid-i Haram’a girdi ve Kâbe’nin çevresindeki putların kaldırılmasını emretti. Böylece Hz. İbrahim’in (a.s.) tevhid mirasının merkezi kabul edilen Kâbe, putlardan temizlendi.
İntikam Yerine Merhamet: Mekke’nin fethi, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) kendisine ve Müslümanlara uzun yıllar boyunca ağır baskılar uygulayan Kureyş’e karşı nasıl davranacağı açısından büyük önem taşıyordu. Yıllarca süren zulüm, boykot, hicret ve savaşlara rağmen geniş çaplı bir intikam politikası uygulanmadı.
Genel Af: Siyer kaynaklarında Hz. Peygamber’in (s.a.a.) Mekkelilere Hz. Yusuf’un (a.s.) kardeşlerine söylediği sözü hatırlatarak, “Bugün size kınama yoktur” anlamındaki ifadelerle hitap ettiği ve geniş kapsamlı bir af uyguladığı aktarılmaktadır. Bu yaklaşım, Mekke toplumunun yeni döneme büyük çaplı bir iç çatışma yaşamadan geçişini kolaylaştırdı.
Gönüllerin Kazanılması: Fetih sonrasında sergilenen merhamet ve bağışlayıcılık, Mekkelilerin İslam’a yönelik tutumlarının değişmesinde önemli bir etken oldu. Böylece Mekke, İslam’a karşı mücadelenin merkezi olmaktan çıkarak kısa süre içerisinde yeni İslam toplumunun en önemli merkezlerinden biri hâline geldi.
6- Huneyn Savaşı'na Giden Süreç
Hevâzin ve Sakîf Kabilelerinin Hazırlığı: Mekke’nin fethi Arap Yarımadası’ndaki güç dengelerini köklü biçimde değiştirdi. Hevâzin ve Sakîf başta olmak üzere bazı kabileler, Müslümanların artan gücünün kendileri açısından tehdit oluşturacağını düşünerek savaş hazırlığına giriştiler.
On İki Bin Kişilik İslam Ordusu: Hz. Peygamber (s.a.a.), Mekke’nin fethine katılan yaklaşık on bin kişilik kuvvete Mekke’den yeni katılanların da eklenmesiyle yaklaşık on iki bin kişilik bir orduyla Huneyn’e doğru hareket etti. Bu sayı, o zamana kadar Müslümanların oluşturduğu en büyük ordulardan biriydi.
7- Huneyn'de Sayı Çokluğuyla İmtihan
Kalabalığa Güvenme Yanılgısı: Müslümanların sahip olduğu büyük askerî güç, bazı kişilerde sayı üstünlüğünün yenilmezlik sağlayacağı düşüncesini oluşturdu. “Bugün azlığımız sebebiyle mağlup olmayız” şeklindeki sözler, Kur’an’ın da dikkat çektiği önemli bir imtihanın habercisi oldu.
Ani Baskın ve Dağılma: Hevâzin kuvvetleri Huneyn vadisinin dar geçitlerinde uygun noktalara yerleşmişti. Müslümanlar vadiye girdiklerinde ani ok saldırısıyla karşılaşınca ordunun özellikle ön saflarında büyük bir karışıklık meydana geldi ve birçok kişi geri çekilmeye başladı.
Hz. Peygamber'in (s.a.a.) Sebatı: Ordunun büyük bölümünün sarsıldığı bu kritik anda Hz. Peygamber (s.a.a.) savaş alanını terk etmedi. Hz. Ali (a.s.), Abbas b. Abdülmuttalib ve Ehl-i Beyt ile sahabeden bazı kişiler onun çevresinde kalarak mücadeleyi sürdürdüler. Abbas’ın güçlü sesiyle Müslümanları yeniden Hz. Peygamber’in (s.a.a.) etrafında toplanmaya çağırmasının ardından birlikler geri dönmeye başladı.
Kur'an'ın Huneyn Hatırlatması: Tevbe Suresi’nin 25. ayetinde Huneyn’de yaşanan bu durum açık biçimde hatırlatılmaktadır: “Huneyn gününde çokluğunuz sizi böbürlendirmişti; fakat bu size hiçbir fayda sağlamamıştı...” Ardından Allah’ın Hz. Peygamber’in ve müminlerin üzerine sekînet indirdiği bildirilir.
Zaferin Gerçek Kaynağı: Huneyn, Müslümanlara askerî imkânların, sayı üstünlüğünün ve maddi gücün önemli olmakla birlikte tek başına zaferi garanti etmediğini gösteren önemli bir tecrübe oldu. Müslümanların yeniden toparlanmasıyla savaşın seyri değişti ve zafer elde edildi. Böylece güç ve tedbirin yanında iman, sebat, disiplin ve Allah’a tevekkülün vazgeçilmez olduğu bir kez daha ortaya çıktı.