Bu derste, insanın hayatında doğru hedefler belirlemesinin önemi, hedef ile niyet arasındaki fark, ihlasın amellere kazandırdığı değer ve başarıya ulaşmada çaba ile tevekkülün rolü ele alınmaktadır. Ayrıca dünyevi hedeflerin Allah rızası gözetilerek manevi bir kazanca dönüştürülebileceği açıklanmaktadır.
Abbas Akyüz hocamız; insanın yalnızca neyi başarmak istediğine değil, o hedefe neden ulaşmak istediğine de dikkat etmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Ehlibeyt'in fedakârlığı ve İmam Ali'nin (a.s.) ihlası üzerinden niyetin önemini açıklayarak gerçek başarının doğru hedef, samimi niyet, ciddi çaba ve Allah'a tevekkülle mümkün olduğunu ortaya koymaktadır.
1- Hedef ve Niyet Arasındaki Fark
İnsanın hayatında belirlediği hedefler kadar, bu hedeflere yönelmesinin ardındaki niyet de büyük önem taşımaktadır. Aynı amaca ulaşmak isteyen iki insan, farklı niyetler taşıdıkları için manevi ve ahlaki bakımdan farklı sonuçlar elde edebilir.
Hedef: İnsanın hayatta ulaşmak istediği amaçtır. Doktor, mühendis veya âlim olmak gibi mesleki ve kişisel hedefler buna örnek gösterilebilir.
Niyet: İnsanı belirlediği hedefe yönelten içsel gerekçedir. Kişinin kendisine “Bu hedefe neden ulaşmak istiyorum?” sorusunu sorması, niyetini tanımasına yardımcı olur.
Niyetin Önemi: Örneğin iki kişi doktor olmak isteyebilir. Bunlardan biri yalnızca yüksek kazanç elde etmeyi amaçlarken diğeri insanlara hizmet etmeyi ve Allah'ın rızasını kazanmayı hedefleyebilir. Her ikisi aynı mesleği yapsa da niyetleri, davranışlarına ve amellerinin manevi değerine farklı biçimde yansır.
Bu nedenle insan, yalnızca doğru hedefler belirlemekle yetinmemeli, hedeflerinin ardındaki niyetleri de sorgulamalıdır. Allah rızasıyla gerçekleştirilen meşru dünyevi faaliyetler, ahiret için de değerli birer amele dönüşebilir.
2- İhlas ve Amellerin Değeri
İslam ahlakında amellerin değeri yalnızca büyüklükleri veya dış görünüşleriyle değil, hangi niyetle gerçekleştirildikleriyle de ölçülmektedir. İhlas, insanın davranışlarında gösterişten ve kişisel çıkarlardan uzaklaşarak Allah'ın rızasını gözetmesidir.
Ehlibeyt'in Fedakârlığı: İnsân suresinde, Ehlibeyt'in kendi ihtiyaçlarına rağmen yiyeceklerini yoksula, yetime ve esire vermeleri övülmektedir. Şia tefsir geleneğinde bu olay, Hz. Ali (a.s.) ve Hz. Fâtıma'nın (s.a.) ailesinin fedakârlığıyla ilişkilendirilmektedir.
Yapılan yardımın maddi miktarı sınırlı olsa da bu davranışın Kur'an'da övülmesi, ihlasın amellere kazandırdığı büyük manevi değeri göstermektedir.
İmam Ali'nin Kılıç Darbesi: Hendek Savaşı'nda İmam Ali'nin (a.s.) gerçekleştirdiği kahramanlık, ihlasın önemini ortaya koyan örneklerden biridir. Rivayetlerde onun bu savaşta indirdiği kılıç darbesinin, insan ve cinlerin ibadetinden üstün olduğu ifade edilmektedir.
Bu üstünlüğün temelinde, İmam Ali'nin (a.s.) kişisel öfke veya dünyevi çıkarlarla değil, Allah'ın rızasını gözeterek hareket etmesi bulunmaktadır.
Amellerin gerçek değeri, yalnızca yapılan işin büyüklüğünde değil, o işi gerçekleştiren insanın niyetindeki samimiyet ve ihlasta gizlidir.
3- Başarının Dört Temel Şartı
İnsanın gerçek başarıya ve saadete ulaşabilmesi, yalnızca bir hedef belirlemesine bağlı değildir. Hedefin doğruluğu, niyetin samimiyeti, gösterilen çaba ve Allah'a tevekkül bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
1. Doğru Hedef: İnsan, kendisine ve topluma faydalı, meşru ve anlamlı hedefler belirlemelidir. Yanlış bir hedefe ulaşmak, gerçek başarı olarak değerlendirilemez.
2. Doğru Niyet (İhlas): Belirlenen hedefe ulaşırken yalnızca maddi kazanç veya kişisel menfaatler değil, Allah'ın rızası da gözetilmelidir. Samimi niyet, insanın çalışmalarına manevi değer kazandırır.
3. Ciddi Çaba (Sa'y): Başarıya ulaşmak için planlı, kararlı ve sürekli bir çalışma gereklidir. Kur'an-ı Kerim'de, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm, 39) buyrularak emeğin önemi vurgulanmaktadır.
4. Tevekkül: İnsan, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdikten sonra yalnızca kendi gücüne güvenmemeli, Allah'a dayanmalıdır. Tevekkül, çalışmayı terk etmek değil, gerekli çabayı göstererek sonucu Allah'a bırakmaktır.
Hz. Şuayb'ın (a.s.) şu sözü, çaba ile tevekkül arasındaki ilişkiyi açıklamaktadır:
“Ben yalnızca gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımıyladır. Yalnız O'na tevekkül ettim ve yalnız O'na yöneliyorum.” (Hûd, 88)
Bu ayet, insanın elinden gelen bütün gayreti göstermesi gerektiğini, ancak gerçek başarıyı Allah'ın yardımıyla elde edebileceğini ortaya koymaktadır.
Gerçek başarı; doğru hedef belirlemek, ihlaslı bir niyet taşımak, kararlılıkla çalışmak ve bütün süreçte Allah'a tevekkül etmekle mümkündür.
Genel Değerlendirme
İnsanın hayatındaki hedefler, niyetleriyle birlikte değer kazanmaktadır. Aynı işi yapan iki insanın amelleri, taşıdıkları niyet ve ihlas bakımından farklı manevi sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle insan, hedeflerini belirlerken yalnızca dünyevi başarıyı değil, Allah'ın rızasını da gözetmelidir.
Ehlibeyt'in fedakârlığı ve İmam Ali'nin (a.s.) ihlası, amellerin değerinde samimi niyetin belirleyici rolünü göstermektedir. Bununla birlikte başarıya ulaşmak için yalnızca iyi niyet yeterli değildir; ciddi çaba ve Allah'a tevekkül de gereklidir.
İnsanı gerçek saadete ulaştıran yol; doğru hedefler belirlemek, niyetini ihlasla arındırmak, sorumluluklarını yerine getirmek ve bütün çabasının ardından Allah'a güvenmektir.