Bu derste, İmam Cafer Sadık’tan (a.s.) nakledilen ve İlelü’ş-Şerâyi gibi temel hadis kaynaklarında yer alan rivayetler ışığında âlimlerin sınıfları, siyasi iktidarlarla ilişkileri, ilmi paylaşma sorumlulukları, kibir ve gurur gibi nefsani tehlikeler ele alınmaktadır.
Abbas Akyüz hocamız; din âlimlerinin gayrimeşru iktidarların güdümüne girmesinin doğuracağı tehlikeleri, ilmin paylaşıldıkça çoğalmasını, âlimlerde görülebilecek kibir, gurur ve nasihat kabul etmeme gibi ahlaki zaafları açıklamaktadır. Ayrıca ilim öğretirken zengin ve fakir arasında ayrım yapmanın yanlışlığına ve ilim ehlinin tevazu sahibi olması gerektiğine dikkat çekmektedir.
1- Âlimin İktidar İlişkisi ve Dünyaya Dalma Tehlikesi
Peygamberlerin Eminleri Olmak: Hz. Peygamber’den (s.a.a.) nakledilen bir hadiste, fakihlerin dünyaya dalmadıkları sürece peygamberlerin güvenilir emanetçileri oldukları bildirilmektedir. Ancak âlimlerin dünya menfaatlerini ve iktidar sahiplerinin beklentilerini dinî sorumluluklarının önüne geçirmeleri, onları hakikatten uzaklaştırabilir ve zalim yönetimlerin destekçisi hâline getirebilir.
İktidarın Güdümüne Girmenin Sonuçları: Bir âlimin gayrimeşru yönetimlerin çıkarlarına hizmet etmesi, bağımsızlığını ve doğruyu söyleme özgürlüğünü kaybetmesine yol açabilir. Özellikle makam ve maddi menfaat karşılığında dinî hükümlerden taviz verilmesi, ilmin ve âlimin toplum nezdindeki güvenilirliğini zedeler. Bu nedenle Müslümanların, dünya menfaatlerini dinî ilkelerin önüne geçiren ve ilmini iktidarların çıkarlarına hizmet ettiren kimselere karşı dikkatli olmaları gerektiği vurgulanmaktadır.
2- Âlimlerin Sınıfları ve İlmi Paylaşma Sorumluluğu
İlimde Cimrilik: İmam Cafer Sadık’tan (a.s.) nakledilen, âlimlerin farklı sınıflarını ve ahlaki özelliklerini açıklayan rivayetlerde, ilim öğrenmeye istekli olduğu hâlde öğrendiklerini başkalarıyla paylaşmaktan kaçınan kimseler eleştirilmektedir. Bu tür âlimlerin ahirette ağır bir sorumlulukla karşılaşacakları ve cehennemin ilk tabakalarında yer alacakları ifade edilmektedir.
İlim Paylaşıldıkça Çoğalır: Maddi varlıklar paylaşıldığında azalabilirken ilim, başkalarına öğretildikçe yayılır, gelişir ve bereketlenir. Bu nedenle gerçek bir âlim, sahip olduğu bilgiyi yalnızca kendisine saklamamalı, insanların öğrenmesine ve gelişmesine katkıda bulunmalıdır. İlmin değerini artıran önemli unsurlardan biri de onun başkalarına fayda sağlamasıdır.
3- Âlimlerde Kibir, Gurur ve Nasihat Kabul Etmeme
İlimde Kibir Tehlikesi: İlim sahibi olmak, insanı başkalarından üstün görmeye ve kendini beğenmeye sürüklememelidir. Bazı âlimlerin sahip oldukları bilgi sebebiyle kibirlenmeleri, kendilerine yapılan nasihatleri kabul etmemeleri ve eleştirilere sert tepkiler vermeleri, rivayetlerde ağır biçimde kınanan ahlaki zaaflar arasında yer almaktadır.
Zengin ve Fakir Arasında Ayrım Yapmak: İlim öğretirken zenginlere ve makam sahiplerine öncelik verip fakirleri ve toplumun diğer kesimlerini ihmal etmek, ilmin ahlaki sorumluluğuyla bağdaşmamaktadır. Dinî bilgi, maddi imkânlara veya toplumsal konuma göre ayrıcalık tanınacak bir araç hâline getirilmemelidir. Rivayetlerde bu tür ayrımcı davranışların ağır manevi sonuçlarına dikkat çekilmektedir.
Gerçek Âlimin Tevazusu: İlim arttıkça insanın kibri değil, tevazusu artmalıdır. Gerçek bir âlim, bilgisinin kendisine yüklediği sorumluluğun farkında olmalı, nasihate açık davranmalı ve insanlara karşı alçakgönüllülüğünü korumalıdır. İlim, insanı gurura ve üstünlük duygusuna değil, hakikate bağlılığa ve güzel ahlaka ulaştırmalıdır.